Girişimcilik

Girişimcilik Ekosistemindeki Temel Zihin Tuzakları

Bu yazı, Taylan Demirkaya'nın Girişimcilik Ego Sistemi adlı kitabından derlenmiştir.

Özellikle son 10 yılda girişimciliğin Türkiye’de ciddi bir ivme kazanması üzerine, devlet ve ilgili kurumlar da bunu destekleyici birçok organizasyona imza atmaya başladılar. Artık girişimciler için bilgiye ulaşmak ve kaynak bulmak çok daha kolay hale geldi. Özellikle web teknolojilerinin tahminlerin çok ötesinde gelişmesi ve mobil cihazların da işin içine girmesi, internete bağlı olan cihazların artması ile günlük hayatımızdaki birçok problemi yazılımlar ve taşınabilir cihazlar vasıtası ile çözer olduk. Bugünlerde girişimciler tarafından getirilen yaratıcı fikirlerin %90’ını web, mobil, internete bağlı nesneler ya da üç boyutlu yazıcı projeleri oluşturuyor.

Ayrıca, son zamanlarda daha büyük bilimsel projelere özel yatırım ağları ve devlet kurumları tarafından çok ciddi destekler verilmeye başlandı. Devletin, yatırımcı ağlarının ve finansal kurumların girişimlerden beklentilerini, genelde çok başarılı olmuş ABD ve Avrupa’daki örnekleri ile karşılaştırdığını görüyoruz. Ben her ülkenin, hatta her şehrin kendi ekosistemini kendi gerçekleri ile geliştirmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu şekilde İsveç’de neden güzel çikolata olduğunu, neden en güzel el kremlerini Norveçlilerin yaptığını ve GSM teknolojisinin neden Finlandiya’dan çıktığını daha iyi anlayabiliriz.

Türkiye’de girişimcilik ekosistemindeki ürünler, etkinlikler ve organizasyonlar genellikle klonlara dayanıyor. En başarılı girişimlerimiz, en organize etkinliklerimiz ya da en ön plandaki kuruluşlarımızın genellikle ABD ya da Avrupa tabanlı oluşumlardan ilham aldığını söyleyebilirim. Aynı zihin yapısının bir uzantısı olarak; Türkiye’nin diğer illerinde de İstanbul’da ne yapılıyorsa onun klonunu alma şeklinde yapılmaya çalışıldığını da gözlemledim.  Ancak bir takım oluşumlardan ilham alıp geliştirmek başka bir şey, aynı şekilde kopyalanıp aynı sonuçların alınmasını istemek çok başka bir şey. Yine buna benzer zihin tuzaklarının kurumların girişimci ekosistemi ile karar ve stratejilerine etki ettiğini düşünüyorum. Ben bunlara “zihin tuzakları” diyorum. Bir çok üniversitenin, kamu kurumunun, yatırımcıların düştüğü bu zihin tuzakları neler? Kısaca bunlardan bahsetmekte fayda var;

“İstihdam yaratıyoruz” tuzağı:

Girişimlerin öncelikli hedefi istihdam yaratmak olmamalı. İstihdam sağlıklı büyüyen ve beğenilen bir girişimin doğal sonucu olmalıdır. Ancak okul çağlarımızda ders geçmek için ders çalışan bir zihin yapısından bunu beklemek şimdilik çok da doğru olmayabilir. Girişimlerin temel hedefi bir problemi çözmek, bir hayali gerçekleştirmektir. Girişimci kendi içindeki heyecanı, hataları ve doğruları ile süreci ilerletir. Bu sürecin doğal sonucu istihdam olarak ortaya çıkar. Ancak politika yapıcılar ve uzmanlar doğrudan istihdam yaratma yoluna  giderlerse büyük bir hataya düşmüş olurlar.

“Vergi avantajları girişimcileri daha çok motive eder” tuzağı:

Kulağa gayet mantıklı gelmesine rağmen, yine yanlış odaklardan bahsediyoruz. Türkiye’de, devletin sağladığı mali avantajlar ile çoğu ülkeden daha iyi durumda olduğunu biliyoruz. Ancak bunun sonuçlarını göremiyoruz. Yani vergi avantajlarını arttırmak, özel kanunlar çıkarmak ve daha başka yeni mali paketler getirmekle istenen sonuca yaklaşılmıyor. Vergi avantajları, girişimcilerin/şirketlerin sadece avantaj olan bölgede kanuni şirket kuruluşunu yaparak oradaki yerleri boş bırakıp başka yerlerde çalışması anlamına geliyor. Türkiye’nin en popüler teknoparklarına bir bakın. Birkaç başarılı örnek dışında, diğerlerinin çoğunun içinde bir sürü bina olmasına rağmen boş olduklarını göreceksiniz. Daha büyük şoku ise “Madem boş, dur burada bir girişimimizi değerlendirelim” dediğinizde ve hiç bir yerin boş olmadığını gördüğünüzde şaşıracaksınız. Yani teknopark gibi oluşumların çoğu dolu ama boş.

Amaç iyi birer girişim yaratmak olmalıdır, vergi ve diğer avantajlardan daha çok faydalanmak değil…

“Ucuz ofis ve altyapı sağlarsak girişimler artar” tuzağı:

Yüksek hızlı internet bağlantısı, güzel bir ofis, iyi havalandırma, kahve çay yapan bir makine sağlanırsa daha çok girişimin çekilebileceği düşüncesi de mantıklı gözükmesine rağmen işin özünden çok uzaktadır. Ancak, sağlanan bu kadar fiziksel imkanlara rağmen çoğu ölü olan yatırımlar yapmak yerine; etkileşimi sağlayacak uzmanlar, yatırımcılar, süreci yönetecek CEO’lar, yönlendirme yapacak mentorlar ve herkesin bir araya gelmesini  sağlayacak etkinliklere bütçe ayrılması çok daha doğru olacaktır.

“Yatırımcı organizasyonu kurar, girişimciler yatırım alır” tuzağı:

Türkiye’de girişimcilerin özellikle yaşadığı problem sermaye eksiği olduğu için mali yatırım ve yatırım desteklerine çok büyük önem veriliyor. Bu önem o kadar çok ki, bunlar olduğu zaman harika girişimlerin ortaya çıkacağını ve Türkiye’nin dünyadaki diğer ülkeler arasındaki yerinin değişeceğine inanıyoruz. Girişimler için sermaye desteği elbette büyük önem arz ediyor. Ancak yatırım yapacak olan bireyler ve kurumlar eskilerin sözü ile “babalarının hayrına” yatırım yapmıyorlar. Onlara birbirinden zeki ve tutkulu mühendisler, işini bilen tasarımcılar ve iş geliştiriciler sunmak; projeyi doğru şekilde yönlendirmek ve projenin ticarileşmesine yardımcı olmak gerekmektedir.

———————————————-

Kitabın tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

Seda Çakmak

Dijital dünya ve girişimcilik ekosistemi ile yakından ilgilenen, yazan, iş geliştiren, kurgulayan, teknolojiyi, interneti, inovasyonu ve algoritmayı çok seven bir kamu(!) görevlisidir.

Benzer Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close