GenelMutfak

Çok Çalışmak Her Zaman Çözüm Değildir

Girişimciliğin ilk kuralı? Çok çalış! Nasıl başardım? Çok çalıştım! Başarısız olduysam sebebi ne? Az çalışmak!

Küçüklüğümüzden itibaren, çok çalışmamız gerektiği bize söylenmiştir. İyi notlar getirmek için çok çalışmalıyız, üniversite sınavında başarılı olmak için çok çalışmalıyız. Daha sonrasında “iyi” bir iş bulmak için üniversitede de çok çalışmalıyız. Sonra o işte kalmak ve terfi almak için çok çalışmalıyız…

Günümüzde, herkes çok çalışmanın ne kadar önemli olduğunu söylüyor ve göstermeye çalışıyor. Sosyal medyada herkes ne kadar çok çalıştığını göstermeye çalışıyor, herkes birbirine ne kadar çok çalıştığını ve yoğun olduğunu anlatıyor. Paraya çok da ihtiyacı olmayan insanlar sadece aylık çanta masraflarını karşılayabilecek düzeyde bir maaş için plazalarda gece gündüz demeden çalışıyor ve her fırsatta bunu göstermek istiyor.

Çok çalışmanın önemli olduğuna dair kimsenin kafasında herhangi bir şüphe yok. Ancak, gerçekten yararlı ve gerekli olan çalışma ve anlamsızca çok çalışmanın arasındaki ince çizgiyi de ayırt etmemiz gerekiyor.

Her zaman ve her konuda çok çalışmanın yararı nedir? Disiplin mi? Ya da sadece önemli hissetme isteği mi? Cevap aslında çok basit. Tıpkı sizin gibi çoğu kişi çok çalışmanın bir zorunluluk olduğuna inandırılmış durumda.

Ancak sürekli olarak çok çalışmamız mümkün değildir. Sınırlı enerjimiz ve sınırlı zamanımız var. O zaman ilgimizi çekmeyen konular için bile çok yoğun çalışmamız gerçekten gerekli midir?

Çalışmadan başarılı olunamayacağını tabii ki kabul ediyoruz. Bunun tartışılacak bir yanı yok. Ancak sadece çok çalışanlar ve bunun dışında iş geliştirmek için uğraşmayanlar hayal kırıklığı yaşamaya çok yakınlar. Başarı için gerekli olan daha farklı etkenler de mevcut. Örneğin network, pazarlama gibi.

Çıkar gözetmek doğamızda var. Sonuç olarak, kendimizi ve başkalarını sahip olduklarımızla değerlendiriyoruz. Para günümüzün tek ödülü gibi gözüküyor, o yüzden onu sonsuza kadar kovalamak istememiz doğal. İşsiz olmaktan utanmamızın sebebi de bu. Yarı zamanlı çalışmaktan bile utanıyoruz, çünkü “çok çalışma”nın yazısız kurallarından birini çiğnediğimizi hissediyoruz. Ne de olsa, sadece parayla ödüllendirildiğinde çok çalışmış sayılıyoruz, değil mi?

Başka ödüllere değer vermiyoruz, çünkü onların farkında değiliz. Bir ebeveyn olarak, çocuğunuzun bir arkadaşına yardım ettiğini görmek sizi tatmin eder. O sizin ödülünüzdür. Yeni bir blog gönderisi yazmayı bitirdiğinizde, mutlu hissedersiniz. O sizin ödülünüzdür. Gitar çalmayı öğrenip en sevdiğiniz parçayı çözebildiğinizde yaşadığınız o harika his, işte o sizin ödülünüzdür. Bunların hiçbirinin parayla alakası yoktur.  Bunlar manevidir, içten gelirler.

Hayatta iki tür ödül vardır: 1) Para. 2) Tatmin olma hissi, kendinize verebileceğiz en büyük hediye.

Bunu kesinlikle daha önce de duydunuz ama para sadece araçtır. Önemli bir araç tabii ki ama en önemlisi değil.

Çok çalışmayı tanımlamak için 4 adım

Hayatta anlam bulamadığımızda bulabildiklerimizi ödül olarak adlandırırız. Para. Memnuniyet eksikliği bizi hep daha fazla paranın peşinden koşmaya ve onu daha fazla harcamaya iter; bu boşluğu doldurmak isteriz.

Kendinizle gurur duyduğunuz, mutlu olduğunuz bir anı düşünün. Ne yapıyordunuz? Neden böyle bir hisle ödüllendirilmiştiniz? Bunu düşünmek için birkaç dakika ayırın. Memnuniyet hissi sadece içeriden gelebilir.

Şimdi, gelelim çok çalışmanın değerinin nelere dayandığına:

  • Bir anlam—ilk olarak, anlama ihtiyacımız var. “Neden” sorusuna bir cevap, çok çalışmamıza bir sebep bulmalıyız. Böylece hedeflerimizi şekillendirebiliriz.
  • Kişisel yetenekler— dışarıdan edindiğimiz becerilerin yanı sıra kendimize has yeteneklerimizi de kullanmalıyız. Senin düşünme tarzın, yaratıcılığın benimkinden farklıdır. Bunu kullanmaktan korkmamalıyız.
  • Odak—bu yeterince açıklayıcı. Hedeflerimize odaklanmalıyız.
  • Kararlılık ve dayanıklılık—çok çalışmanın güzelliği, işlerin bir anda olamayacağını kabullenmede yatıyor. Hatta, kararlı olmak en sonra ulaşılan memnuniyeti arttırıyor. Kendimize güvenmeliyiz.

Yani, hangi durumda daha “çok” çalışıyorum.

Günde 12 saat boyunca bir hesap çizelgesine veriler girerken mi yoksa yaratıcılığımı kullanarak bu verinin 5 kat daha hızlı girilmesini sağlayacak bir çözüm bulduğumda mı?

Ödüllerimiz arasındaki dengeyi kurmak çok önemli. Bunu kendi “yeter” noktamızı bularak başarabiliriz. Çok çalışmamız hem memnuniyet hem parayla ödüllendirilebilir, ikisinden birini seçmek zorunda değiliz. Ancak sadece para için çalışmayı “yeter”e ulaştığımızda durdurmalıyız. Bunun ötesinde her çalışma hem zihinsel hem de fiziksel olarak zararlı olacaktır.

Ödüllerinizi yeniden gözden geçirin ve onları “yeter”inizle sınırlandırın.

Kendinizle memnun olma hissi dünyadaki bütün işi yapmaya değer. Bu her zaman desteklenmelidir. Dahası, birbirimizi de böyle değerlendirmeliyiz.

Benzer Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ayrıca Kontrol Edin

Close
Close